27 Ekim 2011 Perşembe

kod adı: mavi-yeşil!

sık sık karşılaştığım ve derecelendirme yaptığım "en yakışıklılar" listesi var. tabi ki bunlar benim gördüklerim, liste esnektir, yeni birilerini keşfettiğim anda sıralamada değişiklikler olabilir. adamları çaktırmadan süzerim -ki ben çaktırmadığımı düşünüyorum, onlar durumu çakıyor mu bilemem- ya listedeki sıralamalarında değişiklik yaparım, ya da sabit yerlerinde bırakırım. oyun haline geldi bu durum artık benim açımdan, bir nevi yakışıklılık yarışması, tek sorun yarışmacılarının haberinin olmaması, bu da o kadar büyük bir sorun değil. sıralamadaki adamlardan herhangi birine karşı birşey hissetmezdim, ta ki kod adını mavi-yeşil koyduğum adamın ilgisini hissedene dek.
adını bilmiyorum, bilsem zaten facebooktan yedi ceddini araştırırdım ya, öğrenemedim. o yüzden kod adını mavi-yeşil koydum, o da gözlerinin yeşilimsi mavi olmasından kaynaklanıyor. öyle tatlı, öyle güzel gözleri var ki, aaaahhhh ah! diyorum, şu an aklımda gözleri canlanıyor. bu elemanı aslında yıllardır bilirim. en yakışıklılar listesinde son sıralardaydı hep. karşılaşırdık, acayip cool yapardım, o da beni sallamıyordu zaten, ben de bak bak bu bana hasta oluyor triplerine girmesin de popişi kalkmasın diye bakmıyordum adamın yüzüne. yıllarca markette, sokakta, eczanede falan karşılaştık durduk, ikimiz de oralı olmadık. öyle bir anlattım ki, şimdi okuyan da bu postu adamın kollarının arasında yazıyorum sanacak. her neyse dönelim mavi-yeşil'e. geçtiğimiz ramazan bayramına bir hafta kala, ben hem tadilatın verdiği yorgunluktan, hem de gece geç saatlere kadar çalışmanın verdiği uykusuzluk ve bakımsızlıktan, saçlarım tepemde darmadağınık topuz vaziyette, makyajım güzeldi ama makyajıma laf etmeyeceğim, yorgun, bezgin, bitmiş halde mağazanın girişinde öylesine pasajdan geçenleri izlerken bu ve arkadaşları göründü ufukta. daha uzaktan bakmaya başladı, anlam veremedi yorgun beynim, öyle bön bön baktım yaklaşarak gözümün içine bakan adama.
onlar bizim mağazanın önünden geçerken, çay ocağının diafonuna yürüdüm, merdivenin hemen yanındaki duvarda asılı durur diafon, mavi-yeşil de iki adım kadar önümde. arkasını dönüp baktı yüzüme yürürken, bakalım dedim, altın kural işleyecek mi? altın kural şu; eğer ki adam merdivenden çıkarken arkasını dönüp bakıyorsa, ilgisi var. bakmıyorsa, yüzünde ya da kıyafetinde abuk bir durum var tatlım, git bir boy aynasında bak kendine. ben diafonu tıklayıp çaycıya ulaşmaya çalışırken, bu merdivenden iki basamak çıktı ve dönüp arkasına tekrar baktı! altın kural, ilgileniyor demektir. üzerinde sarı lacoste tişört vardı beyimizin, esmer tenine pek yakışıyor doğrusu. ilk gün anlam veremedim yine de, amaaannn yakışıklılığına güvenen çapkının tekidir boşver dedim. ertesi gün yine geçti, ondan sonraki gün yine... bazen onu haftada bir görebiliyorum, bazen her gün, bazen iki günde bir.
bir keresinde mavi-yeşil bir hafta kadar görünmemişti ortada, ertesi hafta pazartesi günü refleks olarak pasajın merdivenlerinden birinin olduğu tarafa doğru baktım. eneeee, mavi-yeşil geliyor, içimde havai fişekler patlıyor. yine baktı gözümün içine, uzun uzun, yanakları hafif kırmızıdır, esmer tende güzel duruyor her zaman söylerim, böyle bakışları bir tatlılaştı, sanki benim o an utanmaktan kızardığımı hissetti gibi, hafif tebessüm etti, orada gülümsemeliydim aslında, bazen çok mal olabiliyorum. bir keresinde de bizimki yine geçti, bakıştık hafif, aradan onbeş dakika falan geçti bunun gittiği yöne doğru baktım, refleks olarak ama o an kafamı uzatsam başım mavi-yeşilin göğsüne değecekmiş gibi yakındık. gözüme baktı yine, gözüne baktım ve nefes almayı unuttum. vücudumdaki bütün kan sanki başıma hücum etti o an, alev alev yandı yüzüm, kızardığımı hissettim. o olabildiğince yavaş yürüyerek geçti gitti, bense arkadan bakakaldım.
bir keresinde de arkadaşını parfüm alması için getirdi. aman o nasıl bir heyecandır, nasıl bir paniğe kapılmaktır. bildiğim herşeyi unuttum sanki. ben mağazanın girişinde bekliyorum, mağaza sorumlumuz yanımda, onlar karşıdan geliyor, geliyor, bize doğru yürüyor. Allahım, ne olur bir sakarlık yapmayayım, ölmeyeyim, nefes almayı unutmayayım ve kekelemeyeyim. hiç beklemiyordum doğrusu o an. arkadaşıyla geldiler mağazanın önüne, mağaza sorumlusu cherry baksana canım dedi. içeri geçtim, arkadaşı da geldi ama mavi-yeşil kapının önünde, camın arkasından arada gözüme gözüme bakarak arada etrafa bakarak bizi izliyor. bankonun arkasına geçmem lazım, ondan önce arkadaşının hangi parfümü istediğini bilmem lazım. bu kadar soru işaretiyle boğuşurken, aynı anda da dua ediyorum Allahım ne olur sen bana mukayet ol da şu rafları sakarlık yapıp başımıza indirmeyeyim diye. neyse ki, ağrısız sancısız, kalp çarpıntılarıyla ilgilenebildim arkadaşıyla. sakarlık yapmadım, kekelemedim ama eminim arkadaşı hissetti ne kadar heyecan yaptığımı.
bugün de mavi-yeşille karşılaştık, aslında sık denecek şekilde karşılaşıyoruz, doğrusu o bizim pasajdan geçiyor hep bakıyor, arada hafif tebessüm ediyor. ama daha bir icraat yok, biliyorum adamı görünce iki saniye gözüne bakıp kafamı çevirmesem belki bir icraat olacak. hafif bir tebessüm edebilirim mesela, bir işaret baabında. evet, ama bugün karar verdim, mavi-yeşile yeşil ışık yakacağım, inşallah diyorum, kendimi ona hazır hissediyorum. dua edin olur mu siz de, mavi-yeşil harekete geçsin artık!

bu şarkı da mavi-yeşil için gelsin olur mu?

2 kişi olaya son noktayı koymuş:

Adsız dedi ki...

ahh ahh benim kasiyer kız da bi ışık yaksa artık :(

Cherry dedi ki...

umarım yakar :)

 
↑Yukarı