gece uyuyamadım ve gözlerimi tavana dikip karanlıkta "gelecek ne zaman gelecek?" klişe sorusunun cevabını aramaya koyuldum. açıkçası kafam karıştı, geçmişte, yani henüz lisedeyken yaptığım gelecek planlarına bir bir baktım, hay çocuk aklımı seveyim dedim ve kendi kendime güldüm yatakta. bildiğin sesli güldüm. hani derler ya, meşhur bir söz vardır "biz yeryüzünde plan yaparken Tanrı bize bakıp gülümsermiş" sadece Tanrı gülümsese yine iyi, ben kendi kendime güldüm yahu. elbette o zamanlar olmak istediğim kişiyle şu an olduğum kişi arasında çok hatta dağlar kadar fark var. bir kere eğer planlarımdan en ufağı tutmuş olsaydı, şu ara nişanlı ve son derece mes'ud bir genç kızdım. ağız dolusu gülerim burdan kendime, şimdilerde akşam üzeri ne yapacağını planlayamayan ben ne de güzel utanmadan sıkılmadan ve azimle yıllaaar yıllar sonrasını planlamışım. ayıp bana, Tanrım bayat espri yapmışım o zamanlarda, affet.
gelelim gelecek ne zaman gelecek karmaşasına. bir dakika sonrası bile "gelecek" değil mi aslında? çok zorluyor kafamı, zaman kavramı "gelecek" ile fiil "gelecek" karışıyor birbirine, içinden çıkamıyorum, sersemleyip amaaann teytey, nasıl olsa gelecek diyorum. peki ya hakikaten ne zaman gelecek? geldiğinde haber verecek mi? sanırım vermeyecek, zaman böyle işte, biz halletmeye üşendiğimiz ya da zekamızı aşan her türlü meseleyi zamana teslim ederiz ya hani, her gün onlarca şeyi "zamana bıraktım" diyerek savarız ya başımızdan, zaman da sıkıntıları teslim alır ve karşılığında sinsi sinsi, hiç çaktırmadan önce çocukluğumuzu sonra gençliğimizi alır. biz sonra yıllar geçtiğinde, aklımız kemale erdiğinde aslında zamanın iyi bir arkadaş olmadığını, vefalı bir sırdaş olmadığını da görürüz ya, bize çaktırmadan alıp götürdüğü yıllarımızı da geri isteriz ya hani, zaman da bize işte o an geldiğinde dilini çıkartır ve nanik yapar. böylece de binbir umutla beklediğimiz, çeşit türlü planlar yaptığımız gelecek çoktan geçmişimize karışır, hem de beklediğimiz geleceğin çoktan geçmişe karıştığını farkettiğimizde, gecenin bir köründe oturup kendi halimize güldürerek. hadi inkar etmeyeyim, biraz acıdım da kendime.
farkettim, yalan söylemeye gerek yok, boş sayfalara çizmişim meğer bütün planlarımı. orada yapmışım işte bütün hatayı, çünkü ben boş sayfalara pürüzsüz, sorunsuz planlar yazıp çizerken zamanın önüme getireceği sorunları hiç hesaba katmamışım. doğal olarak ta hiçbir savunma stratejisi yürütmemişim, işte hata burada. zamana güvenip bana hep tertemiz sayfalar, pürüzsüz takvim yapraklarıyla gelecek sanmışım, o da bana bir güzel nanik yapmış hani, yemeyeyim hakkını. sonra planlarımı uygulamaya koymam gereken yıllar geldiğinde, karşıma çıkan ilk problemde apışıp kalmışım, korkup herbişeyi zamana havale etmişim, kendimce. zaman da öyle güzel bir kandırmaca yapmış ki, ben geçmiyor zannederken, bana henüz günler ve geceler çok uzun çok geniş gibi gelirken, çaktırmadan sinsi sinsi geçip gidivermiş. son demlerde yakalamışım aslında, eteğinin ucundan tutup "dur nereye daha karpuz keseceğdikk" gibi buz gibi bir şaka yapmışım ama, çekmiş almış elimden tuttuğum etek ucunu, ben bütün planlar için çok geç kalmışım.
şimdi; artık tek zaman kavramı bu benim açımdan, yarın olur mu bilemem, dün ise ileride bir zamanda yine bir gece yarısı tek başıma tavana gözlerimi dikip anacağım son derecede komik bir espri olacak. şimdi'yi koynuma alacağım ve birlikte güleceğiz. zamandan kopartabildiğim tek parça da şimdi oldu, ya şu an yaşarım aklıma eseni ya da geleceği meçhul yarına ertelemem. kısa ve net. anlaşmaya varmış gibi dursak ta biz halen daha anlaşamadık zamanla, benden sinsi sinsi çaldığı günlerin gıcıklığı var içimde ona karşı. bilemem gönlümü nasıl alacak, bir güzellik yapması şart tabi ki, sürprizleri severim, hele bir de aslında ona anlatmıyormuşum gibi davrandığım ama duyması anlaması için yırtındığım bir takım şeyler var, sürprizi bu olursa barışırım.
hadi bu şarkıyı da benim için dinleyin, olur mu?
20 Kasım 2011 Pazar
19 Kasım 2011 Cumartesi
pazartesiye 1 kala :(
ühüüühhüüüü (burda ağlıyorum) her güzel şeyin sonu var hakkaten. hayır, sevgilimden ayrılmadım, zaten sevgilim de yok, neyse konumuz bu değil, tatilim bitiyor, son demlerdeyim, yarın akşam bu saatlerde iyice son demlere varmış olacağım, kederliyim. insan çabuk alışıyor rahata, kabullenemiyorum, kabulleniyormuşum gibi yapıyorum, sanki dün gece polyannayla aynı kaptan yemek yemişiz gibi, iyimser olmaya çalışıyorum. evet, tüm bunları tatilim bittiği için hissediyorum. biliyorum kimse ölmeyecek, pazartesi günü savaşa da girmeyeceğim, sadece işe gideceğim, 5 buçuk yıldır çalıştığım işyerime gideceğim, zor olacak ama bunu yapacağım, her neyse ucunda ölüm yok ama üzülüyorum işte.minik bir tesellim var, çıkmadık candan umut kesilmez fantezisi yani. hayır durun, pazartesiye kadar darbe olur sokağa çıkma yasağı gelir vb. felaketlerde değil umudum, olmasın da, sırf ben pazartesi işe gitmeyeyim diye dengelerin bozulmasının alemi yok, her neyse konu mavi-yeşil. acaba göremeyince merak etmiş midir lan beni? özlemiş midir? pazartesi görür müyüm, hâlâ aklında mıyım? meraktayım ve hani güzel bir karşılaşmamız olsa hiç de fena olmaz bence, sizce de öyle değil mi? baksam kalsam o mavi-yeşil gözlerine, o da bana baksa. tamam olm bu sefer de konuşmasın hadi, hem pazartesi sendromu hem de mavi-yeşil'le irtibat kurmanın heyecanı bir arada, bu kadarı fazla! ama gelsin, ne olur gelsin!
sendrom acil yazısının burada sonuna geldim, dua edin olur mu, ne olur dua edin, hem pazartesi kolay olsun hem de mavi-yeşil'i görebileyim. hadi iyi geceler, öpüldünüz. :)
Etiketler:
mavi-yeşil,
pazartesi
twitter hakkında birkaç şey
takip edeni takip ederim çılgınlığı haddini aşmış geçmiş durumda. twitter'daki #takipedenitakipederim hashtag'inden bahsediyorum. bu etiketi kullanan, bunun sayesinde milyonların kendisini izleyeceğine inanan birileri okuyorsa bu yazımı, buna olan inancını ve milyonlar kendisini takip etmeye başlayınca ne olmasını beklediğini yazın bana ne olur. ister yorum olarak, isterse de absolutely00@gmail.com adresinden mail olarak, yazsın ki anlayabileyim bu hashtagin gerekliliğini ve neye hizmet ettiğini.
çok takipçisi olan biri değilim, iki ileri bir geri gidiyor takipçilerim, ben de kasmıyorum. "retweet etmemi istediğiniz tweetlerinizi bana dm ile link atın" diyen retweet hesaplarına hiç dm atmadım, tweetlerimin pek çoğu retweet de almadı, ama bunu önemsemiyorum. çünkü her zaman söylerim, bir daha söylemek istiyorum "ben twitter ve blogger'ı stres atmak, deşarj olmak, hissettiğimi yazmak için kullanıyorum" hepsi bu. hal böyle olunca da, birine kızıp sövdüğüm, eski sevgilimi görünce bunalıma bağlayıp romantik isyankar stayla yazdığım, televizyonda gördüğüm bir durumla dalga geçtiğim tweetlerimin rt almaması da bana koymuyor. dedim ya, ben hissettiğimi yazıyorum, insanlar o anda onu hissetmediği için rt etmiyorsa ne yapayım, yahu neden bunun için kendimi kasayım da sen rt edersen ben de rt ederim, takip edersen takip ederim triplerine gireyim. okumaktan hoşlanmayacağım biri sırf beni takip ediyor, üstüne de saat başı #takipedenitakipederim hashtagini tweetliyor diye neden onu takip edeyim? twitter'a mahalle baskısı bu etiketle geldi gençler, azıcık popülariteyi sallamayın, özünüz olun, olma mı?
follow friday, yani, #ff etiketine gelelim. her cuma, azimle bütün takip ettiklerini, en çok ta retweet hesaplarını takip önerisi olarak gösteren arkadaşlar, yapmayın, etmeyin. tabi ki önerileriniz olacak ama, "o da bana #ff yapar, takipçi toplarım" ayağına öneriyorsunuz herkesi, aldanıyoruz, takibe alıyoruz iyidir diye, bakıyoruz olmuyor, takibe almamızla bırakmamız bir oluyor. çılgınlığa döndürmeyelim bu sevimli eylemi de, az duyarlı olarak gerçekten beğendiğimiz kişileri önerelim. bunun için kafamda bir liste var mesela, en çok keyifle okuduklarımı, en çok sevdiklerimi öneriyorum, böyle de istikrarlıyım.
illa ki retweet alayım, o zaman tweet çalayım diyen arkadaşlar, sakince bırakın o klavyeyi şimdi. bir @istiklalAkarsu, bir @fayntenks, bir @agda_bandi, bir @taci_kalkavan tweetini copy-paste yapınca güzel tweet yazmış olmuyorsunuz, çünkü bu insanları takip eden, okuyan kişiler tarzlarını biliyor ve hatta ondan çalındığını da anlıyor. sonra bir dönemin meşhur tweet hırsızı Gökhan Beter gibi rezil oluyorsunuz sosyal medya alemine, emeğe saygısızlık etmeyelim, oldu mu? çok takipçi sahibi olmak herşey demek değildir nihayetinde, önemli olan yazmak, rahatlamak, bir iki espri okuyup gülmek diyorsanız zaten bunları yapmanıza gerek de yok, anlarsınız ne demek istediğimi. ha bir de "varyasyonunu yaparım abi"ciler, onu da yapmayın, çünkü time line'da önce okuduğum tweetin birkaç dakika sonra bir benzerini okuduğum vakit vazgeçiyorum o kişiyi takip etmekten, ondan da kaybedersiniz.
her akşam who.unfollowed.me aracılığı ile sizi kimin takip etmeyi bıraktığını bir bir tespit edip te sonra bunu twitterda kendilerine de mention yapmak suretiyle ilan eden arkadaşlar, bunun üst noktası paranoyadır, biliniz. bir de sonrasında kendisini takip etmeyi bırakan kişilere "beni neden takip etmeyi bıraktın, bi hatam mı var" blabla konuşan arkadaşlar, önce bir sakin olun lütfen, komşuculuk oynamıyoruz burada. facebookta sürekli farmville benzeri oyun istekleri gönderip, mesaj atarak ta "abla nolur kabul et, oynamasan da kabul et komşuya ihtiyacım var" diyen 9 yaşındaki yeğenim gibisiniz. eğer sosyal medyada da "bi hatam mı var neden unfollow yedim" diyerek kendinize dert ediyorsanız böyle şeyleri, ciddi sorunlarınız var demektir. önce bir şunu aydınlatın kafanızda "başkaları beni beğensin diye mi yazıyorum" ya da "rahatlamak, içimden geldiği gibi davranmak için mi yazıyorum." doğru cevabı bulup, durumu idrak ettiğinizde aşarsınız zaten bunu.
ha bir de gülmekten yerlere yattığım bir durum var, kendisini ultra zeki zanneden ve #takipedenitakipederim hashtagine başvurup, dm ile tweetlerinizin linkini attığınız retweet hesaplarının da desteğiyle geçen yıl bu dönemler aynı takipçi sayısında olduğumuz, şimdilerde beni neredeyse 35'e katlayan Can adlı bir arkadaşın tavrından bahsediyorum. efendim, kitap yazmış ve hakikaten komik yazan iki bayan twitter fenomeniyle tartışma salaklığını gerçekleştirdi geçtiğimiz dönemde. oturduğum yerden takip ettim yazışmalarını. kızlar öncelikle bu arkadaşı güzeelce rezil ettikten sonra, tahminimce muhtemelen sonradan bloklamışlardır. ne gerek var değil mi? kendini rezil etmenin alemi nedir? ya da sana ne onların ne yazdığından, ne konuştuğundan, sana ne yaptıkları dedikodudan. bir de okuyucularına şikayet etmesi, binlerce okuyucusunun da çıkıp tek bir twit yazmaması oldukça trajikleştirdi durumu. yani, sırf onu takip etsin diye takip ettikleri, #takipedenitakipederim hashtagiyle gelen takipçi bu kadar olurmuş değil mi Can? umarım böyle rezilliklere düşmezsin bir daha.
demem o ki, normalde arkadaşlarınıza bu kadar hal hatır sormazken, burada ünlü olacağım diye fenomenlerin her yazdığına mention yapmayın, alemi yok, buradan gelecek ünün kimseye bir faydası yok, o da ayrı, bilip bilmediğiniz konularda yorum ya da tespit içerikli tweetler yazınca komik oluyorsunuz, ünlülere ve fenomenlere mention attığınızda cevap gelmeyince "neden yazmıyorsun yaa artist" deyince daha komik oluyorsunuz, tweet çalınca ya da varyasyonunu yazınca dillere düşüp rezil oluyorsunuz, aslında siz farkında değilsiniz, sadece internet sitesi, sanal ortam diye düşünseniz de kendi öz benliğinizden kaybediyorsunuz. gerek yok değil mi tüm bunlara? haa unutmadan söylemek isterim, #takipedenitakipederim hashtagini her fırsatta yazıp duruyorsunuz ya o zaman hiç çekilmiyorsunuz. yazdıklarımı yanlış anlamayın, sadece benim fikrim, aksini düşünen fikrimi çürütmek isteyen varsa ister yorum yazarak ister mail atarak ulaşabilir. mail adresimi yazının başında vermiştim, sevgiler, öperim.
çok takipçisi olan biri değilim, iki ileri bir geri gidiyor takipçilerim, ben de kasmıyorum. "retweet etmemi istediğiniz tweetlerinizi bana dm ile link atın" diyen retweet hesaplarına hiç dm atmadım, tweetlerimin pek çoğu retweet de almadı, ama bunu önemsemiyorum. çünkü her zaman söylerim, bir daha söylemek istiyorum "ben twitter ve blogger'ı stres atmak, deşarj olmak, hissettiğimi yazmak için kullanıyorum" hepsi bu. hal böyle olunca da, birine kızıp sövdüğüm, eski sevgilimi görünce bunalıma bağlayıp romantik isyankar stayla yazdığım, televizyonda gördüğüm bir durumla dalga geçtiğim tweetlerimin rt almaması da bana koymuyor. dedim ya, ben hissettiğimi yazıyorum, insanlar o anda onu hissetmediği için rt etmiyorsa ne yapayım, yahu neden bunun için kendimi kasayım da sen rt edersen ben de rt ederim, takip edersen takip ederim triplerine gireyim. okumaktan hoşlanmayacağım biri sırf beni takip ediyor, üstüne de saat başı #takipedenitakipederim hashtagini tweetliyor diye neden onu takip edeyim? twitter'a mahalle baskısı bu etiketle geldi gençler, azıcık popülariteyi sallamayın, özünüz olun, olma mı?
follow friday, yani, #ff etiketine gelelim. her cuma, azimle bütün takip ettiklerini, en çok ta retweet hesaplarını takip önerisi olarak gösteren arkadaşlar, yapmayın, etmeyin. tabi ki önerileriniz olacak ama, "o da bana #ff yapar, takipçi toplarım" ayağına öneriyorsunuz herkesi, aldanıyoruz, takibe alıyoruz iyidir diye, bakıyoruz olmuyor, takibe almamızla bırakmamız bir oluyor. çılgınlığa döndürmeyelim bu sevimli eylemi de, az duyarlı olarak gerçekten beğendiğimiz kişileri önerelim. bunun için kafamda bir liste var mesela, en çok keyifle okuduklarımı, en çok sevdiklerimi öneriyorum, böyle de istikrarlıyım.
illa ki retweet alayım, o zaman tweet çalayım diyen arkadaşlar, sakince bırakın o klavyeyi şimdi. bir @istiklalAkarsu, bir @fayntenks, bir @agda_bandi, bir @taci_kalkavan tweetini copy-paste yapınca güzel tweet yazmış olmuyorsunuz, çünkü bu insanları takip eden, okuyan kişiler tarzlarını biliyor ve hatta ondan çalındığını da anlıyor. sonra bir dönemin meşhur tweet hırsızı Gökhan Beter gibi rezil oluyorsunuz sosyal medya alemine, emeğe saygısızlık etmeyelim, oldu mu? çok takipçi sahibi olmak herşey demek değildir nihayetinde, önemli olan yazmak, rahatlamak, bir iki espri okuyup gülmek diyorsanız zaten bunları yapmanıza gerek de yok, anlarsınız ne demek istediğimi. ha bir de "varyasyonunu yaparım abi"ciler, onu da yapmayın, çünkü time line'da önce okuduğum tweetin birkaç dakika sonra bir benzerini okuduğum vakit vazgeçiyorum o kişiyi takip etmekten, ondan da kaybedersiniz.
her akşam who.unfollowed.me aracılığı ile sizi kimin takip etmeyi bıraktığını bir bir tespit edip te sonra bunu twitterda kendilerine de mention yapmak suretiyle ilan eden arkadaşlar, bunun üst noktası paranoyadır, biliniz. bir de sonrasında kendisini takip etmeyi bırakan kişilere "beni neden takip etmeyi bıraktın, bi hatam mı var" blabla konuşan arkadaşlar, önce bir sakin olun lütfen, komşuculuk oynamıyoruz burada. facebookta sürekli farmville benzeri oyun istekleri gönderip, mesaj atarak ta "abla nolur kabul et, oynamasan da kabul et komşuya ihtiyacım var" diyen 9 yaşındaki yeğenim gibisiniz. eğer sosyal medyada da "bi hatam mı var neden unfollow yedim" diyerek kendinize dert ediyorsanız böyle şeyleri, ciddi sorunlarınız var demektir. önce bir şunu aydınlatın kafanızda "başkaları beni beğensin diye mi yazıyorum" ya da "rahatlamak, içimden geldiği gibi davranmak için mi yazıyorum." doğru cevabı bulup, durumu idrak ettiğinizde aşarsınız zaten bunu.
ha bir de gülmekten yerlere yattığım bir durum var, kendisini ultra zeki zanneden ve #takipedenitakipederim hashtagine başvurup, dm ile tweetlerinizin linkini attığınız retweet hesaplarının da desteğiyle geçen yıl bu dönemler aynı takipçi sayısında olduğumuz, şimdilerde beni neredeyse 35'e katlayan Can adlı bir arkadaşın tavrından bahsediyorum. efendim, kitap yazmış ve hakikaten komik yazan iki bayan twitter fenomeniyle tartışma salaklığını gerçekleştirdi geçtiğimiz dönemde. oturduğum yerden takip ettim yazışmalarını. kızlar öncelikle bu arkadaşı güzeelce rezil ettikten sonra, tahminimce muhtemelen sonradan bloklamışlardır. ne gerek var değil mi? kendini rezil etmenin alemi nedir? ya da sana ne onların ne yazdığından, ne konuştuğundan, sana ne yaptıkları dedikodudan. bir de okuyucularına şikayet etmesi, binlerce okuyucusunun da çıkıp tek bir twit yazmaması oldukça trajikleştirdi durumu. yani, sırf onu takip etsin diye takip ettikleri, #takipedenitakipederim hashtagiyle gelen takipçi bu kadar olurmuş değil mi Can? umarım böyle rezilliklere düşmezsin bir daha.
demem o ki, normalde arkadaşlarınıza bu kadar hal hatır sormazken, burada ünlü olacağım diye fenomenlerin her yazdığına mention yapmayın, alemi yok, buradan gelecek ünün kimseye bir faydası yok, o da ayrı, bilip bilmediğiniz konularda yorum ya da tespit içerikli tweetler yazınca komik oluyorsunuz, ünlülere ve fenomenlere mention attığınızda cevap gelmeyince "neden yazmıyorsun yaa artist" deyince daha komik oluyorsunuz, tweet çalınca ya da varyasyonunu yazınca dillere düşüp rezil oluyorsunuz, aslında siz farkında değilsiniz, sadece internet sitesi, sanal ortam diye düşünseniz de kendi öz benliğinizden kaybediyorsunuz. gerek yok değil mi tüm bunlara? haa unutmadan söylemek isterim, #takipedenitakipederim hashtagini her fırsatta yazıp duruyorsunuz ya o zaman hiç çekilmiyorsunuz. yazdıklarımı yanlış anlamayın, sadece benim fikrim, aksini düşünen fikrimi çürütmek isteyen varsa ister yorum yazarak ister mail atarak ulaşabilir. mail adresimi yazının başında vermiştim, sevgiler, öperim.
Etiketler:
#takipedenitakipederim iticiliği
18 Kasım 2011 Cuma
kadına şiddet; dayak, tecavüz, cinayet
istatistiklere baktım az önce, grafiklerde kadına yönelik şiddetin ne derecede artmış olduğunu gördüğüm an tiksindim, kapattım sayfaları. içim kaldırmadı açıkçası falanca sebeplerden ötürü hemcinslerimin yediği dayağın, kurban gittiği törenin, uğradığı tecavüzün grafiğini incelemeyi, dayanamadım, midem bulandı zorbalıktan, yobazlıktan. kapattım ve ana haber bültenlerine konu olanlardan, aklımda kalanlardan yazmak istedim, aklımın yettiğince.
koca dayağı; sadece küçük semtlerde, eğitim alamamış erkeklerin eşlerini dövmesi, hakaret etmesi olarak algılamayın. bu çok eğitimli, zeki, ayakları üstünde duran bir kadının da başına gelebilir ve dışarıdan baktığınızda çok modern, iyi eğitim almış, kariyer sahibi ve maddi açıdan refah sahibi erkeklerin de eşlerine karşı kötü tavrı olabilir. bazen çok iyi eğitim almak, kariyer sahibi olmak, zengin olmak, modern olmak adam olmaya yetmiyor ne yazık ki, içte taşınan çürük içgüdüye engel olamayan bütün erkekler bunu yapabiliyor. kadınların bir kısmı gerekli tedbiri alıyor, bir kısmı da aradaki çocuğa kıyamadığı için sessiz kalıp bu eziyete göz yumuyor. kadın terkettiğinde yemin billah ederek bir daha yapmayacağına söz veren erkek, daha sonra bu sözünü tutmuyor, yobazlığına kaldığı yerden devam ediyor.
baba-abi dayağı; "kızını dövmeyen dizini döver" mantığından yola çıkan ebeveynler, en ufacık şeyleri bahane ederek kız evladını döverek dize getirmeye, kendi minik aklınca kötü yola düşmesine engel olmaya çalışıyor. o evlatlar dayaktan her ne kadar korksa da bir süre sonra dayak arsızı oluyor, et acıyor tabi elbette ama kalbi yaralanıyor, babaya ve abiye karşı öfke duymaya başlıyor. bu öfke zamanla nefrete dönüşüyor ve kız çareyi gözü biraz açılınca evden kaçmakta yahut da önüne çıkan ilk kişiyle huyu nedir diye bakmadan evlenmekte buluyor. bu çoğu zaman yanlış bir evlilik oluyor ve ebeveynin yaptığı tek bir yanlış, evladın da yanlış yapmasını, ebeveynden de nefret etmesini tetikliyor.
sevgili dayağı; buna tahammül eden hemcinslerimi hiç anlamam. bir noktaya kadar tahammül edip, sonradan adamdan ayrılanların da bir kısmı aynı sevgilinin kendisini öldürmesi ya da yaralamasıyla son buluyor ya zaten. görüyoruz haberlerde, okuyoruz gazetelerda hani "çılgın aşık, kendisini terkeden sevgilisini bıçakladı" başlıklı haberleri. aslında "ruh hastası adam, kendisine tahammül edemeyen kadını bıçakladı" olmalı değil mi başlık. ama canlarım, aldanmayın siz sevgilinizden yediğiniz tokatın ardından kapınızda yatmalarına, özür dilemelerine, ağlamalarına. daha sevgiliyken bunu yapmaya cüret eden adam, ileride neler yapmaz değil mi?
taciz; erkeğin iğrençleşebildiği son noktalardan biri. mantıklarına göre, dekolte giyinen, makyaj yapan, kendine bakan, modern kadın bunu hakediyordur, çünkü tahrik ediyordur. adamlar biz çük beyinliyiz, her şey bizi tahrik edebilir böyle pis nefsimiz var işte demiyorlar da, tahrik oluyoruz diyorlar. iradesizlik ve iğrençlik bir arada.
tecavüz; bir erkeğin iğrençleşebileceği en son noktadır. kendisiyle birlikte olmak istemeyen kadınla zorla cinsel ilişkiye girmesi. öyle de bir yargı sistemimiz var ki, tecavüze uğrayan kadına "kendini savunabilirdin" diyor, olmadı zaten en kötü ihtimalle kadının tevacüzcüsüyle evlenmesi şartıyla adam ceza almıyor. NE ACI! yani, ben tecavüze uğradım desen ya adamla evleneceksin, ya da adam üç beş ay yatıp çıkacak, olan senin psikolojine olacak. ha bir de "kendini koruyabilirdin" durumu var, sayın hakimlerimiz, dilerseniz siz gözü dönmüş, hayvanlaşmış bir erkeğe nasıl karşı koyabileceğimizi gösterin yahut da kadın eline geçirdiği herhangi birşeyle adamı yaralar ya da öldürürse "aferin kızım kendini korumuşsun" diyerek ceza vermeyin oldu mu?
tecavüz mevzusunun bin kat daha iğrençleştiği bir durum var. erkeğin, kendi öz kızına, üvey kızına, kardeşine, yeğenine, kuzenine, yengesine vs. aile ve akrabalık bağı olan birine tecavüz etmesi ve dahası, tehdit ederek ensest ilişkiye zorlaması. eğer bir baba kendi kızına tecavüz etme hayvanlığını gösteriyorsa, sözün bittiği yerdir orası. yapılanın tanımı yok henüz hakaretler sözlüğünde, adama takılacak bir sıfat gelmedi aklıma, gelirse yoruma yazın olur mu? bu vahşet aslında çok genç kızımızın, çok kadınımızın başına gelse de yine de korktukları, tehdit aldıkları için pek fazla şikayet eden olmuyor, olamıyor. çünkü devlet kadını korumakta yetersiz, eğer kendi ayakları üzerinde durabilecek bir kadının başına geliyorsa bu, evinden ayrılıp kendi hayatını kuruyor, çocuksa korkup susuyor. ancak psikolojisinde ve ruhunda kapanmayacak yaralar açılıyor, acı verici. dediğim gibi, sözün bittiği, sapık ruhun iyice vahşileştiği nokta. Allah ıslah etsin!
töre; cinayet, berdel, başlık parası karşılığında küçücük kızların babaları yaşındaki adamlarla evlendirilmesi. sevdiğine kaçan, evlenen kız "töre" başlığıyla öldürülür, evlenmiş olmaları bile durumu değiştirmez ne yazık ki. örümcek beyinli aileler halen daha namusun silah ve cinayetle korunabileceğine, temizlenebileceğine inanırlar ve bir de töre cinayetlerinin cezasının indirimi yapılır Türk mahkemelerinde. berdel de bir o kadar ölmektir kadın için. ölen kocasının kardeşiyle evlendirilmek, abi ya da kardeş bildiği kişiyle aynı yastığa baş koymasını beklemek. dur be cehalet artık, dur! maddi güçlük çeken aileler, yüklü para karşılığında evlendirirler ya küçücük kızlarını koca koca adamlarla, gelinlik giydirirler ya, bir de o koca adam küçücük kızın kendisine kadınlık yapmasını bekler ya, adına da çaresizlik derler ya hani, hay ben sizin aklınızı fikrinizi e mi? bakarsın aileye, maddi olarak kötüdür durumları ama adamın en az 6 çocuğu vardır, yapma o zaman o kadar çocuk be kardeşim, hayatında mı duymadın doğum kontrol yöntemlerini. ulan sağlık ocakları bedava dağıtıyor biliyor musunuz hapları? çok bakabilecekmişsin gibi o kadar çocuk yapmanın alemi ne, sonra içlerinden en büyük olan kızı verirsin kendinle aynı yaşta bir adama eş diye değil mi? hay ben senin örümcek beynini, ben senin cehaletini!
namus cinayeti; siz çünkü öldürmeden, kan akıtmadan temizleyemiyorsunuz namusunuzu değil mi? illa ölmesi lazım o kadının, gidip kendisine bir hayat kurması da işi değiştirmez, hani gitse, ölmüş farzetseniz ama ölmese olmaz değil mi? çünkü siz onu öldürünce mahalle ahalisi, eş dost akraba, vay yiğide bak temizledi namusunu diyecek, madalya takacak ya size, bravo. devletin koruması bu durumda da yetersiz elbette. izlemiştim haberlerde, bir kadın polise başvurup koruma istiyor, kadın öldürülüyor ve aradan 3 ay geçtikten sonra polis "şikayetiniz varmış" diyerek kapıyı çalıyor. komik ve trajik değil mi?
anne cinayeti; bunu hele hiç anlamıyorum. nasıl bir caniliktir, bir bilezik ya da üç kuruş para uğruna evlat annesine nasıl kıyar, hele bir de cesedini nasıl parçalara ayırıp çöpe atabilir. içinde insanlık olan biri nasıl annesine bunu yapabilir. aklım mantığım almıyor yaşadıkları psikolojiyi, tiksinerek burada son vermek istiyorum.
kadın her ne yapsa suçlu durumda artık toplumda, eşinden, çocuğundan, abisinden, hiç tanımadığı bir sapıktan, babasından, amcasından vs. şeklinde uzar gider bu sıralama da, her gün, çeşitli şekillerde şiddete maruz kalıyor. ne kadar kampanyalar, yürüyüşler yapılsa da ne bu cinayetler, tecavüzler duruyor, ne kadının gözünün yaşı diniyor. belki de en sağlıklı hareket toplumdaki bu hastalıklı ruhları teşhis edip tedavi etmektir. ve daha çok kadın sığınma evi. ama yetkililer artık bu gidişata bir dur demeli.
koca dayağı; sadece küçük semtlerde, eğitim alamamış erkeklerin eşlerini dövmesi, hakaret etmesi olarak algılamayın. bu çok eğitimli, zeki, ayakları üstünde duran bir kadının da başına gelebilir ve dışarıdan baktığınızda çok modern, iyi eğitim almış, kariyer sahibi ve maddi açıdan refah sahibi erkeklerin de eşlerine karşı kötü tavrı olabilir. bazen çok iyi eğitim almak, kariyer sahibi olmak, zengin olmak, modern olmak adam olmaya yetmiyor ne yazık ki, içte taşınan çürük içgüdüye engel olamayan bütün erkekler bunu yapabiliyor. kadınların bir kısmı gerekli tedbiri alıyor, bir kısmı da aradaki çocuğa kıyamadığı için sessiz kalıp bu eziyete göz yumuyor. kadın terkettiğinde yemin billah ederek bir daha yapmayacağına söz veren erkek, daha sonra bu sözünü tutmuyor, yobazlığına kaldığı yerden devam ediyor.
baba-abi dayağı; "kızını dövmeyen dizini döver" mantığından yola çıkan ebeveynler, en ufacık şeyleri bahane ederek kız evladını döverek dize getirmeye, kendi minik aklınca kötü yola düşmesine engel olmaya çalışıyor. o evlatlar dayaktan her ne kadar korksa da bir süre sonra dayak arsızı oluyor, et acıyor tabi elbette ama kalbi yaralanıyor, babaya ve abiye karşı öfke duymaya başlıyor. bu öfke zamanla nefrete dönüşüyor ve kız çareyi gözü biraz açılınca evden kaçmakta yahut da önüne çıkan ilk kişiyle huyu nedir diye bakmadan evlenmekte buluyor. bu çoğu zaman yanlış bir evlilik oluyor ve ebeveynin yaptığı tek bir yanlış, evladın da yanlış yapmasını, ebeveynden de nefret etmesini tetikliyor.
sevgili dayağı; buna tahammül eden hemcinslerimi hiç anlamam. bir noktaya kadar tahammül edip, sonradan adamdan ayrılanların da bir kısmı aynı sevgilinin kendisini öldürmesi ya da yaralamasıyla son buluyor ya zaten. görüyoruz haberlerde, okuyoruz gazetelerda hani "çılgın aşık, kendisini terkeden sevgilisini bıçakladı" başlıklı haberleri. aslında "ruh hastası adam, kendisine tahammül edemeyen kadını bıçakladı" olmalı değil mi başlık. ama canlarım, aldanmayın siz sevgilinizden yediğiniz tokatın ardından kapınızda yatmalarına, özür dilemelerine, ağlamalarına. daha sevgiliyken bunu yapmaya cüret eden adam, ileride neler yapmaz değil mi?
taciz; erkeğin iğrençleşebildiği son noktalardan biri. mantıklarına göre, dekolte giyinen, makyaj yapan, kendine bakan, modern kadın bunu hakediyordur, çünkü tahrik ediyordur. adamlar biz çük beyinliyiz, her şey bizi tahrik edebilir böyle pis nefsimiz var işte demiyorlar da, tahrik oluyoruz diyorlar. iradesizlik ve iğrençlik bir arada.
tecavüz; bir erkeğin iğrençleşebileceği en son noktadır. kendisiyle birlikte olmak istemeyen kadınla zorla cinsel ilişkiye girmesi. öyle de bir yargı sistemimiz var ki, tecavüze uğrayan kadına "kendini savunabilirdin" diyor, olmadı zaten en kötü ihtimalle kadının tevacüzcüsüyle evlenmesi şartıyla adam ceza almıyor. NE ACI! yani, ben tecavüze uğradım desen ya adamla evleneceksin, ya da adam üç beş ay yatıp çıkacak, olan senin psikolojine olacak. ha bir de "kendini koruyabilirdin" durumu var, sayın hakimlerimiz, dilerseniz siz gözü dönmüş, hayvanlaşmış bir erkeğe nasıl karşı koyabileceğimizi gösterin yahut da kadın eline geçirdiği herhangi birşeyle adamı yaralar ya da öldürürse "aferin kızım kendini korumuşsun" diyerek ceza vermeyin oldu mu?
tecavüz mevzusunun bin kat daha iğrençleştiği bir durum var. erkeğin, kendi öz kızına, üvey kızına, kardeşine, yeğenine, kuzenine, yengesine vs. aile ve akrabalık bağı olan birine tecavüz etmesi ve dahası, tehdit ederek ensest ilişkiye zorlaması. eğer bir baba kendi kızına tecavüz etme hayvanlığını gösteriyorsa, sözün bittiği yerdir orası. yapılanın tanımı yok henüz hakaretler sözlüğünde, adama takılacak bir sıfat gelmedi aklıma, gelirse yoruma yazın olur mu? bu vahşet aslında çok genç kızımızın, çok kadınımızın başına gelse de yine de korktukları, tehdit aldıkları için pek fazla şikayet eden olmuyor, olamıyor. çünkü devlet kadını korumakta yetersiz, eğer kendi ayakları üzerinde durabilecek bir kadının başına geliyorsa bu, evinden ayrılıp kendi hayatını kuruyor, çocuksa korkup susuyor. ancak psikolojisinde ve ruhunda kapanmayacak yaralar açılıyor, acı verici. dediğim gibi, sözün bittiği, sapık ruhun iyice vahşileştiği nokta. Allah ıslah etsin!
töre; cinayet, berdel, başlık parası karşılığında küçücük kızların babaları yaşındaki adamlarla evlendirilmesi. sevdiğine kaçan, evlenen kız "töre" başlığıyla öldürülür, evlenmiş olmaları bile durumu değiştirmez ne yazık ki. örümcek beyinli aileler halen daha namusun silah ve cinayetle korunabileceğine, temizlenebileceğine inanırlar ve bir de töre cinayetlerinin cezasının indirimi yapılır Türk mahkemelerinde. berdel de bir o kadar ölmektir kadın için. ölen kocasının kardeşiyle evlendirilmek, abi ya da kardeş bildiği kişiyle aynı yastığa baş koymasını beklemek. dur be cehalet artık, dur! maddi güçlük çeken aileler, yüklü para karşılığında evlendirirler ya küçücük kızlarını koca koca adamlarla, gelinlik giydirirler ya, bir de o koca adam küçücük kızın kendisine kadınlık yapmasını bekler ya, adına da çaresizlik derler ya hani, hay ben sizin aklınızı fikrinizi e mi? bakarsın aileye, maddi olarak kötüdür durumları ama adamın en az 6 çocuğu vardır, yapma o zaman o kadar çocuk be kardeşim, hayatında mı duymadın doğum kontrol yöntemlerini. ulan sağlık ocakları bedava dağıtıyor biliyor musunuz hapları? çok bakabilecekmişsin gibi o kadar çocuk yapmanın alemi ne, sonra içlerinden en büyük olan kızı verirsin kendinle aynı yaşta bir adama eş diye değil mi? hay ben senin örümcek beynini, ben senin cehaletini!
namus cinayeti; siz çünkü öldürmeden, kan akıtmadan temizleyemiyorsunuz namusunuzu değil mi? illa ölmesi lazım o kadının, gidip kendisine bir hayat kurması da işi değiştirmez, hani gitse, ölmüş farzetseniz ama ölmese olmaz değil mi? çünkü siz onu öldürünce mahalle ahalisi, eş dost akraba, vay yiğide bak temizledi namusunu diyecek, madalya takacak ya size, bravo. devletin koruması bu durumda da yetersiz elbette. izlemiştim haberlerde, bir kadın polise başvurup koruma istiyor, kadın öldürülüyor ve aradan 3 ay geçtikten sonra polis "şikayetiniz varmış" diyerek kapıyı çalıyor. komik ve trajik değil mi?
anne cinayeti; bunu hele hiç anlamıyorum. nasıl bir caniliktir, bir bilezik ya da üç kuruş para uğruna evlat annesine nasıl kıyar, hele bir de cesedini nasıl parçalara ayırıp çöpe atabilir. içinde insanlık olan biri nasıl annesine bunu yapabilir. aklım mantığım almıyor yaşadıkları psikolojiyi, tiksinerek burada son vermek istiyorum.
kadın her ne yapsa suçlu durumda artık toplumda, eşinden, çocuğundan, abisinden, hiç tanımadığı bir sapıktan, babasından, amcasından vs. şeklinde uzar gider bu sıralama da, her gün, çeşitli şekillerde şiddete maruz kalıyor. ne kadar kampanyalar, yürüyüşler yapılsa da ne bu cinayetler, tecavüzler duruyor, ne kadının gözünün yaşı diniyor. belki de en sağlıklı hareket toplumdaki bu hastalıklı ruhları teşhis edip tedavi etmektir. ve daha çok kadın sığınma evi. ama yetkililer artık bu gidişata bir dur demeli.
Etiketler:
kadına şiddet
kayda değer birşey yok
selamlar ve sevgiler. tatilimin bitmesine 2 gün kaldı buna inanabiliyor musunuz? ben halen daha inanamıyorum çünkü, bilin de. zaman nasıl bu kadar hızlı geçer anlamıyorum, bence bu adaletsizlik. tamam çalışmak elbette kötü birşey değil ama inanın bazen işte zaman geçmiyor. şimdiden tatili özledim desem umarım kimse bana "yuhh tembel" demez. derseniz de bana çok koymaz yani ne yapayım şimdi durum bundan ibaret. dün çok canım sıkıldı, bugün de canım çok sıkılacakmış gibi duruyor, e hadi hayırlısı. ya millet bişiy sorucam size, dün bir internet sitesinde kitap tanıtımları okudum. tanıtım diye yaptıkları şey kitabın arka kapağında yazanı aynen siteye yazmak olmuş, telif sıkıntısı olmuyor mu öyle olunca? emek hırsızlığı bu bakın, sinirlendim ama!
ahah bu arada http://www.sozluk.org da sözlük yazarlığı yapmaya başladım kendi çapımda. şimdi, senin ne işine gelir, sen kiimm sözlük yazarlığı kim deyip te hevesimi kırmayın, ortamı sevdim. sitenin kurucusu http://twitter.com/#!/Korsan abiyi de pek bi sevdim, o yüzden çok hevesliyim gençler, anlayın beni. onun dışında tabi ki hayatımda bi aksiyon yok. mavi-yeşili hatırladım dün gece. acaba bu hafta geçti mi hiç, geçtiyse beni mağazada göremeyip merak etti mi? ya da siktir et deyip unutmayı mı seçti? unuttuysa çok pis sinirlenirim, bunu bilsin. bakalım, belki haftaya bi aksiyonumuz olur kendisiyle, ama artık olsun bişiyler değil mi? bayar yani bu kadar uzun bakışma muhabbeti. ümit fakirin ekmek teknesi işte, hala ümid ediyorum e hadi olsun bişiyler diyerek.
kitap okumaya da ara verdim, blog okumaya adapte ettim kendimi ya, ondan hep işte. ama iki hafta önce başladığım Pinhan'ı bitirip, ödünç aldığım kişiye iade etsem iyi olacak, şurda elli sayfa bişiy kaldı, bugün biter yarın götürürüm. iyi geldi bu bir haftalık tatil, dinlendim en azından ve en önemlisi de tam bir sinir küpü olduğum regl dönemimi evde geçirdim. şimdilik bu kadar, hadi öperim herkesi tek tek, sevgiler :)
ahah bu arada http://www.sozluk.org da sözlük yazarlığı yapmaya başladım kendi çapımda. şimdi, senin ne işine gelir, sen kiimm sözlük yazarlığı kim deyip te hevesimi kırmayın, ortamı sevdim. sitenin kurucusu http://twitter.com/#!/Korsan abiyi de pek bi sevdim, o yüzden çok hevesliyim gençler, anlayın beni. onun dışında tabi ki hayatımda bi aksiyon yok. mavi-yeşili hatırladım dün gece. acaba bu hafta geçti mi hiç, geçtiyse beni mağazada göremeyip merak etti mi? ya da siktir et deyip unutmayı mı seçti? unuttuysa çok pis sinirlenirim, bunu bilsin. bakalım, belki haftaya bi aksiyonumuz olur kendisiyle, ama artık olsun bişiyler değil mi? bayar yani bu kadar uzun bakışma muhabbeti. ümit fakirin ekmek teknesi işte, hala ümid ediyorum e hadi olsun bişiyler diyerek.
kitap okumaya da ara verdim, blog okumaya adapte ettim kendimi ya, ondan hep işte. ama iki hafta önce başladığım Pinhan'ı bitirip, ödünç aldığım kişiye iade etsem iyi olacak, şurda elli sayfa bişiy kaldı, bugün biter yarın götürürüm. iyi geldi bu bir haftalık tatil, dinlendim en azından ve en önemlisi de tam bir sinir küpü olduğum regl dönemimi evde geçirdim. şimdilik bu kadar, hadi öperim herkesi tek tek, sevgiler :)
Etiketler:
boş beleş günler,
mavi-yeşil,
sözlük.org
17 Kasım 2011 Perşembe
hoşçakal
gitmek gerekli. çok uzaklara değil, sadece senden gitmek gerekli olduğunu anlıyorum bugün. belki şu an değil ve senin de ruhun duymayacak belki bu gidişimi ama gitmek gerekli. şu an burada otururken yaptığım, usul usul ölmek ya, inan bu gidiş ölümden daha beter olmayacak. sen susacaksın, ben gideceğim ve bu hikayede burada bitecek. sen duymayacaksın, ben gideceğim, bu şarkı burada bitecek. sen görmeyeceksin, ben gideceğim, diyeceksin arkamdan, seversin zaten kaçıp gitmeleri. ben sana küsmeden, oyunu bozmadan, yine severek ama sevilmeyerek gideceğim. ve bir kadın daha hayatından geçip gitmiş, bitmiş olacak. hoşçakal sevgilim...
Etiketler:
gidiyorum sevgilim
bana bir masal bıraktın
bakma sen tutarsızlığıma, hırçınlığıma
çok yaralar var içimde, tuzlara buladığım
sen kanattın ama en çok ben acıttım onları
aklıma gelme diye kendi yarama kendim tuz bastım
yaralarım senden armağan ya
kurumasınlar diye hepsini bir bir kanattım
bakma sen arada yine sana kızmalarıma
sen de olmasaydın çok geçmişsiz kalacaktım ya
kızacağım bir öncem var artık
üzülüp ağlayacağım geçmiş, yitik bir masal
masalım bana senden armağan ya
sonunu yine ben kötü yazdım
o yüzden kırılma sen hoyratlığıma
sana kıyamadım, ben kendimi kanattım ya
bırak en azından biraz sana kızayım
öfkem geçince gelip sarılamsam da
çok yaralar var içimde, tuzlara buladığım
sen kanattın ama en çok ben acıttım onları
aklıma gelme diye kendi yarama kendim tuz bastım
yaralarım senden armağan ya
kurumasınlar diye hepsini bir bir kanattım
bakma sen arada yine sana kızmalarıma
sen de olmasaydın çok geçmişsiz kalacaktım ya
kızacağım bir öncem var artık
üzülüp ağlayacağım geçmiş, yitik bir masal
masalım bana senden armağan ya
sonunu yine ben kötü yazdım
o yüzden kırılma sen hoyratlığıma
sana kıyamadım, ben kendimi kanattım ya
bırak en azından biraz sana kızayım
öfkem geçince gelip sarılamsam da
Etiketler:
aynı adama şiir
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)







